Fractal Istanbul projesinin temelleri 2000’li yılların başına dayanıyor. Uzun yıllar mizah dergileri ve gazetelerde karikatürist ve illüstratör olarak çalıştım. Görsel bakış açısına sahip biri olarak İstanbul’a kayıtsız kalmam mümkün değildi. O dönemlerde bilgisayarlar ve internet henüz hayatımıza yeni yeni girmeye başlamıştı. Bu nedenle, ilk akla gelen yöntem analog oluyordu. Yani, İstanbul haritası yapmayı düşünüyorsanız, bunu kağıda çizmeniz gerekiyordu. Ancak Tarihi Yarımada’da yaptığım gezilerde fark ettim ki, en büyük kağıdı kullansam bile, istediğim ayrıntı seviyesine ulaşmam mümkün olmayacaktı. Bölgede yüzlerce tarihi eser ve her birinin kendine ait bir hikayesi var. Hiçbirini atlamak istemezsiniz. Bu sebeple, projemi bir süre ertelemiş oldum.
2010’lu yıllarda, bilgisayarlar 3D olanakları sunmaya başladığında, bu tür çalışmaları yapmak mümkün hale geldi ve tekrar projeye yoğunlaştım. İlk başta yalnızca kendi adıma çalıştım, beklentim yoktu. Ancak bu çalışmayı tamamlamak, İstanbul’a olan borcumdu ve buna inanarak devam ettim. Projenin ilk aşaması olan “Tarihi Yarımada”yı, 2017 yılında Okan Bayülgen ile birlikte açtığımız bir sergide sundum. Sosyal medyada beklediğimden çok daha fazla ilgi gördü ve her şey kendiliğinden ilerlemeye başladı.

Tabii ki İstanbul doğumlu bir çizer olarak, bu şehrin bizde bıraktığı izleri iyi okuduğumu düşünüyorum. Benim gözlemlerim bireysel olmakla birlikte, herkesin “evet” dediği bir nokta oldu açıkçası.
Üretim sürecinin nasıl işlediğine gelirsek… Eski kent merkezine yönelik, onlarca gezim ve bu gezilerde not aldığım tarihi yapılar var. Kitaplar ve internet araştırmalarıyla edindiğim bilgilerle her şey şekilleniyor. Hepsinin toplamında, görsel bir çalışma ortaya çıkıyor. Ben, ulaşabildiğim bilgi kadarını kayda geçiriyorum. Umarım başka gözler, başka açılardan İstanbul’u kaydetmeye devam eder.
Çalışmalarımın tümü dijital ortamda üretiliyor, evet. Karmaşık kompozisyonlarla başa çıkmak dijital dünyada çok daha kolay. Fakat tüm bu çalışmaların kökeninde, klasik anlamda bir çizerlik birikimi var. Karikatürist geçmişimdeki tüm deneyimimi bu illüstratif haritalara aktarmış durumdayım. Karikatür ve çizgi romanın iletişim gücünü, bir başka mecrada kullanmaya devam ettiğimi söyleyebiliriz. Her şey, kağıda çizilmiş sağlam bir eskizle başlıyor; sonuç ise dijital ortamda tamamlanıyor.
Gözlem, ısrar ve çalışma.
Hayata daima görsel bakan biriyim. Sokakta yürürken küçük bir ayrıntıya takılıp onun izini sürmeye başlayabilirim. “Duvarların dili olsa” denir ya hani… Aslında var, yeter ki dinlemeyi bilelim. Bir tarihi yapının üzerinden, bu coğrafyaya dair birçok bilgiye ulaşmak mümkün. Ve yine görsel dil aracılığıyla pek çok şey anlatabilirsiniz. Kitaplar, mimari, toplumsal hayat… Hepsi birbirini tetikleyen bilgi denizleri. Ve ben, obur biri olarak, bu denizlerde yüzmeyi seviyorum.

Ayırmak zor tabii ki. Hepsinde yoğun bir emek, uykusuz geçen geceler var. Üretim süreçleri aylarla ifade edilen çalışmalar bunlar. Şöyle diyebilirim: O anda üzerinde çalıştığım eser hangisiyse, yıldızım odur. Sonrakine geçtiğimde ise yeni yıldız doğmuş olur.
Belki kulağa klasik gelecek ama, her şeye açık olsunlar ve ilham alsınlar. Fakat yolun sonunda mutlaka kendi yolculuklarına çıksınlar. Çok zengin kültüre sahip bir coğrafyada yaşıyoruz. Görmesini bilen gözler için adeta bir hazineye doğmuş gibiyiz. Önemli olan, bir strateji belirlemek ve kararlılıkla o yolda yürümek. Sanırım başka bir öneriye ihtiyaç yok. 🙂