Zeynep’in girişimcilik hikayesi: Minerva

Shopier Marketing Team - 13 Şubat 2026 - 9 dk

“Minerva benim için sadece bir iş değil; büyüdükçe benimle birlikte gelişen, beni besleyen ve hayatımın ayrılmaz bir parçası haline gelen bir yol.”


Bu yolculuğa başlama hikayenizi sizden dinleyebilir miyiz?

İş kurma sürecim aslında üniversite öğrencisiyken başladı. O dönem tamamen kendi takılarımı üretme isteğiyle yola çıktım. Başta bunu bir iş kurma fikrinden çok, kendime ait bir üretim alanı yaratmak gibi görüyordum. Aslında her zaman bir marka kurma hayalim vardı ama bunun Minerva olacağını ya da işin merkezinde takının yer alacağını hiç düşünmemiştim.

Zamanla yaptığım şeyin sadece bir hobi olmadığını ve hayatımda gerçekten önemli bir yere oturduğunu fark ettim. Bu işin benim işim olduğunu söyleyebilmem çok da uzun zaman önce olmadı diyebilirim. Shopier’le satış yapmaya başladıktan ve markamı kurduktan yalnızca bir hafta sonra ilk siparişimi aldım. Bu benim için inanılmaz heyecan verici bir andı. O ilk sipariş, doğru yolda olduğumu hissettiren çok güçlü bir motivasyon oldu.

Bu heyecanla birlikte daha fazla üretmeye, daha çok tasarlamaya başladım. Asıl büyüme ise markamı benimseyen insanlarla başladı. Benim tarzıma ve Minerva’nın ruhuna hitap eden insanlar geldikçe, sosyal medya üzerinden bile olsa aramızda gerçek bir iletişim oluştu. “Bize bunu da yapar mısın?”, “Şu nasıl olur sence?” gibi geri dönüşler aldıkça hem markayı hem de kendimi geliştirdiğimi fark ettim.

Aslında bugün Minerva’nın büyümesinin en büyük sebebi, onu takip eden, destekleyen ve sürecin bir parçası olan insanlar. Bu yolculukta ailemin, erkek arkadaşımın ve markayı sahiplenen bu topluluğun çok büyük payı var. Ben markayı onlarla birlikte büyüttüm ve hâlâ da bu şekilde büyümeye devam ediyorum. İşe başlama sürecimde de bunu gerçekten bir işe dönüştürme kararını almamda da en büyük pay onlara ait diyebilirim. Minerva, benim kadar onu sahiplenen insanlar sayesinde var oldu.

Bu işin sizde yarattığı duyguyu, hayatınızdaki yerini nasıl anlatırsınız?

Bugün geldiği noktada Minerva, hayatımın merkezinde duran; asla vazgeçmeyeceğim, aksine her zaman üstüne bir şeyler eklemek isteyeceğim bir marka haline geldi. İnsanların bizi tanıması, sevmesi ve samimiyetle desteklemesi benim için tarif edilmesi zor bir değer taşıyor.

Bir yandan onları mutlu edebilmek, beklentilerini karşılayabilmek; diğer yandan üretirken ve ortaya bir şey koyarken kendimi tatmin olmuş hissetmek bana inanılmaz bir haz veriyor. Bu iki duygu birleştiğinde insan yorulduğunu bile unutuyor. Sanırım beni aralıksız çalışmaya ve kendimi sürekli motive etmeye iten şey de tam olarak bu.

Yaptığım işin birilerine dokunduğunu bilmek, karşılığını görmek, devam etme isteğini kendiliğinden getiriyor. Minerva’nın sadece iş hayatımı değil, kişisel özelliklerimi ve sosyal hayatımı da dönüştürdüğünü söyleyebilirim. Daha sabırlı, daha disiplinli ve aynı zamanda daha cesur bir hale geldim.

Hayatıma kattığı sorumluluk kadar bana verdiği özgürlük hissi de çok kıymetli. Kısacası bu marka benim için sadece bir iş değil; büyüdükçe benimle birlikte gelişen, beni besleyen ve hayatımın ayrılmaz bir parçası haline gelen bir yol.

Minerva’yı üç kelimeyle tanımlasanız, hangilerini seçerdiniz? Bu kelimelerin markanızın ruhunu nasıl yansıttığını düşünüyorsunuz?

Minerva’yı üç kelimeyle tanımlamam gerekirse vintage, zamansız ve boho chic derdim. Vintage, Minerva’nın ilham aldığı ana damarlardan biri. Geçmişin estetiğini, dokusunu ve hikaye hissini çok seviyorum. Eski dönemlerden gelen formlar, detaylar ve o “yaşanmışlık” duygusu tasarımlarımda sıkça kendine yer buluyor. Ama bunu birebir kopyalamaktan ziyade, bugünün ruhuyla harmanlayarak yorumlamayı tercih ediyorum.

Zamansız olması ise benim için çok önemli. Minerva’da trend odaklı, bir sezon sonra rafa kalkacak parçalar üretmek yerine; yıllar sonra bile keyifle takılabilecek tasarımlar yaratmayı hedefliyorum. Zamansızlık hem sadelikten hem de güçlü bir karakterden geliyor. Bugün de yarın da aynı hisle kullanılabilen parçalar üretmek, markanın temel duruşunu oluşturuyor.

Boho chic ise Minerva’nın özgür ruhunu temsil ediyor. Kurallara sıkışmayan, rahat ama özenli; doğal ama iddialı bir stil anlayışı… Boho chic, tasarımların hem günlük hayatta hem de özel anlarda rahatlıkla kullanılabilmesini sağlıyor. Aynı zamanda kendini ifade etmeyi, özgünlüğü ve bireyselliği de simgeliyor.

Günlük hayatınızda nelerden besleniyorsunuz ve ilham alıyorsunuz?

Günlük hayatımda en çok etrafımı gözlemlemekten besleniyorum. Sokakta yürürken karşılaştığım insanlar, stiller ve küçük detaylar çoğu zaman bir anda tasarım fikrine dönüşebiliyor. Anlık karşılaşmalar, beklenmedik renk uyumları ya da bir duruş bile benim için güçlü bir ilham kaynağı.

Özellikle Kadıköy taraflarında dolaşmayı çok seviyorum. Oradaki insan çeşitliliğini, tarzları ve özgür ifadeyi gözlemlemek benim için fazlasıyla besleyici. Bazen sadece birinin takı tercihi ya da kombinindeki küçük bir detay bile kafamda yeni bir tasarımın kapısını açabiliyor.

Sosyal medyada karşıma çıkan görseller; tasarım, moda ve estetik odaklı içerikler de ilham aldığım alanlar arasında.

İlginç olan şu ki, bazen hiçbir şey yapmıyor gibi göründüğüm anlarda bile zihnim arka planda çalışmaya devam ediyor ve yeni fikirler kendiliğinden şekilleniyor. Kısacası ilhamı büyük ya da özel anlarda değil, günlük hayatın içindeki küçük ama etkili detaylarda buluyorum diyebilirim.

Üretim aşamasında bir gününüz nasıl geçiyor?

Üretim aşamasında günlerim genelde plan yaparak başlıyor ama gün içinde her şey biraz akışına göre ilerliyor diyebilirim. Bu süreçte erkek arkadaşımla birlikte çalışıyoruz. Genelde “Bu tasarımı yapalım” diye ortaya bir fikir atıyoruz, ardından birlikte hazırlıklara başlıyoruz.

Malzemelerin hazırlanması, detayların netleşmesi ve üretim aşaması derken günün büyük kısmı atölye havasında geçiyor. Tasarım kısmı benim için günün en keyifli anı; her ne kadar yorucu olsa da zamanın nasıl geçtiğini çoğu zaman fark etmiyorum.

Ürün ortaya çıktıktan sonra iş bitmiyor tabii. Çekim hazırlıkları yapıyoruz, kısa bir reels videosu çekiyoruz ve o tasarımı bu şekilde taçlandırıp satışa sunuyoruz. Ürünün fikirden son haline gelene kadar olan tüm sürecini görmek beni ekstra motive ediyor.

Kısacası üretim günlerim biraz yoğun ama bir o kadar da yaratıcı ve keyifli geçiyor. Ortaya çıkan her parça, emeğimizin karşılığı gibi hissettiriyor.

Önümüzdeki yıllar için nasıl bir yol haritanız var?

Önümüzdeki yıllar için hedefim, markamı adım adım daha sağlam bir noktaya taşımak. Hızlı büyümekten ziyade, sürdürülebilir ve bana gerçekten keyif veren bir yol izlemek istiyorum. Ürünlerimi, tarzımı ve marka dilimi geliştirerek daha oturmuş bir kimlik yaratmak önceliklerim arasında.

Bunun yanında yeni markalar, yeni tasarımlar ve farklı alanlara açılmaya da hazırım. Üretim tarafında kendimi beslemeye, yeni fikirleri denemeye ve yaratıcılığımı farklı alanlarda ortaya koymaya devam etmek istiyorum. Öğrenmeyi ve denemeyi bırakmadan, markamı zamana ayak uyduran bir yapıda büyütmeyi hedefliyorum.

Kısacası acele etmeden, keyif alarak ilerlemek; hem üretmeye devam etmek hem de markamı daha fazla insana ulaştırmak istiyorum.

Kendi markasını kurmak isteyen ya da e-ticaret dünyasında yol almak isteyen girişimcilere neler önerirsiniz?

Öncelikle şunu söyleyebilirim: Mükemmel olmayı bekleyerek başlamayın ve “her şey kusursuz olmalı” düşüncesiyle ilerlemeyin. Çünkü bazen her şeyin mükemmel olmasına gerçekten gerek yok. Çoğu zaman en büyük engel “Hazır mıyım?” sorusu oluyor ama aslında yola çıktıkça öğreniyorsunuz. Küçük adımlarla başlamak, süreci büyütmenin en sağlıklı yolu.

Markanızı kurarken sizi gerçekten yansıtan bir hikaye oluşturmak çok önemli. İnsanlar artık sadece ürün değil, arkasındaki ruhu ve samimiyeti de satın alıyor. O yüzden kendiniz olun; kopyalamak yerine özgün olmaya odaklanın.

İşinizi kolaylaştıran, sizi yormayan platformlarla ilerlemek de özellikle e-ticarete yeni başlayanlar için büyük avantaj. Pratik ve zaman kazandıran çözümler, enerjinizi teknik detaylara değil; üretmeye ve markanızı anlatmaya ayırmanızı sağlıyor.

Başta her şey biraz karışık gelebilir, bu çok normal. Önemli olan sabırlı olmak ve vazgeçmemek. Her şey bir anda olmuyor ama istikrarlı olduğunuzda mutlaka karşılığını alıyorsunuz.

Shopier ile tanışmanız nasıl gerçekleşti?

Shopier’le aslında başkalarının farklı sayfalardan satış yaptığını görüp “Bir bakayım, nasıl bir şeymiş?” diyerek tanıştım. Sitesini kurcaladıkça ne kadar pratik ve kullanıcı dostu olduğunu fark ettim. Üstelik ücretsiz hesap açılabiliyor olması da benim için büyük bir artıydı.

Bu işe öğrenciyken başladığım için hem zamanımı çok almayan hem de kolayca yönetebileceğim bir platform arıyordum. Shopier tam da bu noktada imdadıma yetişti diyebilirim. Karmaşık paneller, uzun ayarlar, yorucu süreçler yok; her şey hızlı, net ve akıcı.

O yüzden gönül rahatlığıyla “İyi ki Shopier’le tanışmışım” diyorum. Küçük bir merakla başlayan bu yolculukta, işimi kolaylaştıran ve bana zaman kazandıran bir çözüm oldu. Teşekkürler Shopier ve ekibi. 🙂

E-ticaret cebinizde!

Shopier mobil uygulamasıyla siparişlerinizden anında haberdar olun ve tüm e-ticaret operasyonunuzu mobil cihazınızdan yönetin.

Shopier Mobile App
Shopier Mobile App
Shopier Mobile App
3.600 TL
3 dk.
14.200 TL
45 dk.
2.200 TL
6 sa.
Shopier Mobile App